8 Mayıs 2012 Salı

gezmiş

bu halkın sus payıydı deniz.

koparılmış bir dil.
cümleden silinmiş bir soru işareti.

ya da

bükülememiş
ama kesilmiş bir bilek..

o yüzden işte.

şimdi suskun,
anlamsız
ve yorgunuz biz.

hayatı perakende yaşayan insan

ömrünü toptan alır.

sonra azar azar öder bedelini.

hayata borcu azaldıkça kendi tükenir.



09 Mayıs 2007

yokluğun halleri

yokluğunun 
garip biçimleri var.. 

sabahları
günaydın der mesela
yokluğun bana,
sabahın seherinde
sıcak bir öpüş olur.
sonra kahvaltı eder benimle,
ben evden çıkarken
arkamdan dua okur.

ara sıra
şehri gezer benimle yokluğun,
bana arkadaş olur.
tutarım olmayan ellerini,
yürürüm saatlerce
hem kalabalığım
hem yalnızlığım olur.

serin bir gece vakti
oturur masama
rakı içer benimle
türküler söyler bana yokluğun.
gözlerim dolar içtikçe,
yokluğun sırdaşım olur.

bazen 
uzak yollardan döner gelir yokluğun.
yorgun olur
koynumda uyur.
kokusu siner yavaş yavaş evime,
nefes aldıkça gelir
verdikçe kaybolur.

içim mi dolmuş,
efkar mı basmış gönlümü,
hiç yalnız bırakmaz yokluğun
hemen gelir
başucuma oturur.
ben anlatırım,
o bastan dinler bildiklerini.
aklımı yitirdim sanırım konuştukça,
yokluğun tesellim olur.

yorgun düşer kimi zaman bedenim
ellerim üşür
dizlerim tutmaz olur.
yokluğun 
bir tas çorba getirir o zaman,
ilaçsız komaz beni
hasta ellerimi tutar
yoldaşım olur.

yokluğun her yerdedir.
oturur,
kalkar,
şarki söyler,
durmadan konuşur,
kulaklarımı sağır eder yokluğun!
kapatırım gözlerimi korkudan,
ama orda da gelir beni bulur.

iste böyle kusursuz
ve tamdır senin yokluğun
an gelir
sensizliği tüketir
tek başına “sen” olur.

alır canımı azar azar
gün gelir 
ecelim olur…


20 Haziran 2006

yaşamın anlamı

...

doğduğun zaman annenin memesi,
5 yaşındayken topraktan çıkan solucan,
8 indeyken sınıf başkanı olmak,
14 ündeyken komşu kızın göğüsleri,
18 inde tek başına bara gidebilmek,
20 de sevgilinin dudakları,
22 de çok para kazanmak,
25 inde ülkeni kurtaran sen olmak,
30 da çocukların,
35 de daha uzun yaşamak,
40 da geçmişi değiştirebilmek,
50 de hayallerini kurtarmak
60 da aynaları yokedebilmek,
70 inde hayatın anlamını bulmak, 
75 de hayatı anlamış bulunmak,

ayrılığın rengi

renksizdir ayrılık.

ama yalnızlığa tutunca, siyah görünür..

yol


insan çok basit bir yolda zigzag çizerek yürüyen bir hayalci..

dümdüz, sapağı, durağı, kili, çamuru olmayan, varacağın yeri en baştan bildiğin bir yol. 
yapman gereken sadece yürümek. 

kimi koşuyor bir an evvel varmak için.
kimi duruyor bir anda karşıya sıçrayabilmek için.
kiminin yolu akıyor, o sadace ayaklarını oynatıyor.
kiminin yolu uzuyor o adımladıkça.

aslında bunların hepsi senin kafanda oluyor. 

yol aynı yol. yürüyüşünü keyifli kılman için yürüyüşüne değil yolun kıyısına bakman gerekiyor.

bazen sana seslenenleri bile duymuyorsun, bazen yanında yürüyenleri dahi farketmiyorsun..

..

bazıları vardıklarında "çok lüks bir arabayla seyahat ettiklerini" söyleyip övünüyor.

bazıları yürürlerken sürekli yükseldiklerini, herkesi yukarıdan gördüklerini, diğerlerinin o anlamsız yolculuklarında hep aşağıda kaldıklarını, ama kendisinin başarısıyla, azmiyle, falanca şirketi yönettiğini, filanca departmana müdür olduğunu, yolculukta bunları yapmanın pek zor ve kendisi gibi üstün adamlarca yapılabileceğini falan anlatıyor.

bazıları yolda çok pahalı saatlerle zamanı ölçtüğünü, çok kıymetli mücevherlerle süslendiğini, çok kıymetli giysiler giyip çok nezih yerlerde yemek yediğini anlatarak kibirleniyor. "şu asalaklar gibi" öylesine, böylesine yürümedim diyor..

pek çoğu çiçekleri anlatmıyor.
geçtiği ormanı ve rüzgarın sesini farketmiyor kimse..

gözüne ışık tutulmuş gibi yalnızca bitirmek için yürüyen de var, yürümekten yorulup bırakan da, gelirken başkasını da konuk eden de..

nihayetinde herkes aynı yere varıyor..

şimdi sana soruyorum:

mücevherlerin, pahalı giysilerin, seni üstün kılan mevkiin ve lüks arabanla mı geleceksin?
yoksa yalın ayak bile varsan, gördüğün ormanı ve serin rüzgarları mı anlatacaksın yolun sonunda bana?



rengi


çok belirli sizin dünyanız..

boyunuzun uzunluğu,
kaşık tuttuğunuz eliniz,
oy verdiğiniz parti,
sabah yürüdüğünüz sokak,
pencerenizin kapsadığı gökyüzü,
masanızdaki çerçeve ya da inandığınız tanrı..

oysa hayata bir sarmaşık olarak da gelebilirdiniz.
annenizin karnından siyah olarak çıkabilir, geceleri sokakta uyuyan bir adama baba diyebilirdiniz.

elinizin biri olmayabilirdi.

herkes annenizden öğrendiğiniz lisanı anlamsız bulabilirdi,
yanınızdan ayırmadığınız telefonunuz değil de,
hayvanlarınıza su içirmek için taşıdığınız teneke kova en kıymetliniz olabilirdi..

aslında yaşadığınız hayat dümdüz olmasaydı,
tek bir ömürle lanetlenmeseydiniz yani,
sokak kedilerine bile düşman olmaktan vazgeçerdiniz.

sevgileriniz şartlı, cümlelerininz bol nasihatlı olmazdı.

tamam, yeryüzünün en "doğru" sunu siz bilirdiniz, ama "eğri" bir akıldan, kesip kesip mezure yapmaya gayret etmezdiniz..