Bu merhaba kendimden kendime deli'ce bir merhaba.
Zira insan ağzından dökülen her kelimenin ilk dinleyeni, yahut buradaki gibi yazdığı her satırın ilk okuyanıdır.
Peki neden kendine hitap ederek başlar bir adam?
Cevabı şu ki, yazmak bir deliliğin dışa vurumu, bir nevi iç dünyanın "kusumu"dur. Aklında ordan oraya koşturan cümleleri bir beyaz kağıda hapsetme, daha doğrusu kendi içselliğinin steril kavanozlara konmuş numuneleridir. İnsan önce kendisi için yazar zira.
Kendisi için yazar, çünkü yazmazsan delirirsin. O içerde dolaşan cümleler aklını kaybetmene kadar vardırabilir.
Çünkü seni oyalayan ve içinde konuşan kelimeleri duymaman için sürekli gürültü eden bir hayat kurgulandı karşında. Bu kurgu bir an için ortadan kalktığında; müziğin sesini biraz kıstığında, telefonun sustuğunda, tiryakisi olduğun iş hayatın bitiverdiğinde yahut, o yüce ve her şeye kadir insanlığın kaçınılmaz sonu çıkıyor karşısına: "Yokoluş!!"
Yaşamda insana en çok acı veren şey..
Yok olmamak için anıtlar yapıyoruz her yere,
yok olmamak için satırlarca yazıyoruz ya da duvarlara kazıyoruz resimlerimizi.
Ardımızda bir öykü kalsın deyip, hiç olmazsa bir küçücük fidan ekiyoruz bilmem neredeki toprağa..
Ölünce elimizden tutsun diye, tanrımızı en başta seçiyoruz..
Verilen bir emeğin, yaşanan bir aşkın, bir dostluğun ya da tümden bir insanın yok oluşu acı vermez çünkü hiçbir şey kadar.
Saf katı gerçekliğin karşısında yokolan ve sessizce deliren insan..
Ama delirmek bir şey değil, insan yalnızlıktan korkuyor.
...
İşte o yüzden bu merhaba kendime,
işte o yüzden buradayım.
Annem çocukluğumda kendi kendime söylenirken "deli misin sen, kendi, kendine konuşuyorsun" diye sorardı.
Tam da kendi kendime, kendimce konuşmak için, ve annemin yıllar evvel farkettiği deliliği her yere bulaştırmak için merhaba kendime!
Lekesiz bir aklın sonsuz ışığına giden yol, bir delinin dikenli tellerle örülü bahçesinden geçer!
Sevgiler..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder