insan çok basit bir yolda zigzag çizerek yürüyen bir hayalci..
dümdüz, sapağı, durağı, kili, çamuru olmayan, varacağın yeri en baştan bildiğin bir yol.
yapman gereken sadece yürümek.
kimi koşuyor bir an evvel varmak için.
kimi duruyor bir anda karşıya sıçrayabilmek için.
kiminin yolu akıyor, o sadace ayaklarını oynatıyor.
kiminin yolu uzuyor o adımladıkça.
aslında bunların hepsi senin kafanda oluyor.
yol aynı yol. yürüyüşünü keyifli kılman için yürüyüşüne değil yolun kıyısına bakman gerekiyor.
bazen sana seslenenleri bile duymuyorsun, bazen yanında yürüyenleri dahi farketmiyorsun..
..
bazıları vardıklarında "çok lüks bir arabayla seyahat ettiklerini" söyleyip övünüyor.
bazıları yürürlerken sürekli yükseldiklerini, herkesi yukarıdan gördüklerini, diğerlerinin o anlamsız yolculuklarında hep aşağıda kaldıklarını, ama kendisinin başarısıyla, azmiyle, falanca şirketi yönettiğini, filanca departmana müdür olduğunu, yolculukta bunları yapmanın pek zor ve kendisi gibi üstün adamlarca yapılabileceğini falan anlatıyor.
bazıları yolda çok pahalı saatlerle zamanı ölçtüğünü, çok kıymetli mücevherlerle süslendiğini, çok kıymetli giysiler giyip çok nezih yerlerde yemek yediğini anlatarak kibirleniyor. "şu asalaklar gibi" öylesine, böylesine yürümedim diyor..
pek çoğu çiçekleri anlatmıyor.
geçtiği ormanı ve rüzgarın sesini farketmiyor kimse..
gözüne ışık tutulmuş gibi yalnızca bitirmek için yürüyen de var, yürümekten yorulup bırakan da, gelirken başkasını da konuk eden de..
nihayetinde herkes aynı yere varıyor..
şimdi sana soruyorum:
mücevherlerin, pahalı giysilerin, seni üstün kılan mevkiin ve lüks arabanla mı geleceksin?
yoksa yalın ayak bile varsan, gördüğün ormanı ve serin rüzgarları mı anlatacaksın yolun sonunda bana?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder