lisede kompozisyon dersindeyken "önce yazınızı yazın" derdi türkçe hocamız.
"yazdıktan sonra ona bir başlık seçersiniz.."
öyle de yapardık.
kalemimizin ucundan döküldüğü kadarını yazar,
yazabildiğimiz kadar anlatır,
anlatabildiğimizce yazar'dık.
sonra oturup bir "başlık" seçerdik.
birşey biterken ona anlam vermek ilahi bir güçtü..
lakin pek öyle olmuyormuş ders bitince.
kendi yazını kendin yazıp, bitirince isim veremiyorsun öyküne. sana ismi cismi belli bir senaryo veriyorlar hemen, önceden biçtikleri elbiseyi giydirip, önceden yazdıkları rolleri oynatıyorlar..
aslında çoktan defalarca gösterilmiş bir piyesi sıran gelince bir de sen oynuyorsun sadece.
başlangıçta cesaret vermek için alkışlıyorlar kuvvetle,
emek veriyorlar, sırtını okşuyorlar.
ha, "rol"unü iyi oynarsan seyirciyi yakaladın..
"oyun"u terketmeden kalıyorlar seninle sonuna kadar.
ama sıkıldım deme sakın..
metnin dışına çıkma,
ezber bozma, doğaçlama..
yoksa alkış da kesiliyor, tezahürat da..
ağlasan da güleceksin,
gülmesen de güldüreceksin.
ve sona gelince saygıyla eğileceksin..
müzisyenin dediği gibi:
"Oyuna devam,
Biz hiç yorulmadık
Biz hiç yenilmedik
Desem yalan
Oyuna devam.."
...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder