2000 yılının sıcak bir yaz sabahı üniversite sınavını kazandığımı öğrendiğimde çok sevinmiştim. Çok çalışkan bir öğrenci değildim ama istediğimi almıştım: Artık ben bir işletme bölümü öğrencisiydim. Ege’nin sıcak yakası, Akdeniz’in incisi beni bekliyordu.. Şu köy havasındaki Manisa’dan kurtulacaktım sonunda.. Seviniyordum işte.
Gel zaman git zaman, okul telaşı yaklaştı. Yeni bir hayata hazırlanış başladı. “Nerede kalırım”lar, “nasıl yaparım”lar derken birden bir fırtına koptu! Çok sertti ve her yandan esiyordu. İçinde öfkeleri, çığlıkları, tozu-boranı barındırdığını anlatırdı ya büyüklerimiz, bence en çok korkuyu taşıyordu. Bu “Aman Oğlum” fırtınasıydı. Saatte “12 Eylül” hızında esiyordu. Bir düşünün ne denli güçlü olduğunu. “12 Eylül” felaketleri ölçmek için bu ülkedeki en güzel ölçü birimiydi..
Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken, “Aman Oğlum” fırtınası her yönden çarpıyordu suratıma; Üçüncü kattaki komşu kenara çekiyor, “Aman Oğlum, rengini belli etme” diyordu. Büyük dayım usulca fısıldayıp “Aman Oğlum” diyordu, “ortada dur, hiç bir şeye karışma!”. Annem girip çıkıyor, endişeli gözlerle anlatıyordu; “Aman Oğlum ömrünü tüketme, bu ülkeyi kimse kurtaramadı şimdiye dek!”.
Şimdi dönüp 5 yıl önce esen bu “kaygı yüklü” fırtınaya bakıyorum da, hiçbir şeye karışmadığımı görüyorum gerçekten. Daha testiyi kırmadan Hoca Nasreddin’den şamarı yiyen ben, “ömrümü tüketmeden” okulumu bitirdim. Ara sıra fakültenin bahçesinde toplanıp bağırıp çağıran, bir şeyler anlatmaya çalışan arkadaşlarım en fazla bir göz ucu bakışı kadar yaklaşabildiler bana. Ne de olsa, ben artık özgür bir bireydim. Ömrümü tüketmeye niyetim yoktu.
Kafam rahat, içim ferahtı. Memlekette niye bu kadar aç var, bilmiyordum. Şu Kürtler ne istiyordu, bir fikrim yoktu. İşsizlikmiş, yolsuzlukmuş, ilgilenmezdim. Neden babam gibi işçiler üretir de, papyonlu konjonktürel amcalar memleketin yüksek faydalarına istinaden tüketirlerdi, anlamazdım. Hücrelerde çürüyenler, 12’sinde kurşunlanan, 17’sinde asılanlar bana uzaktı. Hem bana neydi. Ben kendi dünyamı yaşardım. Reklamlarda dünyanın merkezinde olduğum söylenirdi. Çünkü ben bu hayatın en kıymetli “nesnesi”ydim. “Öznel” bir hayat hiç aklıma gelmezdi benim.
Şimdi evime döndüm. İşsiz bekliyorum. Babamın 25 yıl ömrünü çürüttüğü yer gözümün içine bakıyor. Oysa bana daha beş yıl önce ömrünü tüketmemekten bahsetmişlerdi. Yanlış neredeydi? Kim post, kim kuzuydu? Anlayamadım.
Bu arada, baban nerede çalışmıştı mı dediniz? Hemen söyleyeyim: Şehrimizin batısında koca bir sanayi sitesinde.. Adı mı?
“Kenan Evren” Organize Sanayi Sitesi..
10/03/2005
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder